|

Babam Tevfik Göksel’in vefatı nedeniyle cenaze törenine katılan, çelenk gönderen, telefonla arayarak taziyelerini bildiren ve gerek mesaj gerekse e-maille acımı / acımızı paylaşan tüm dost ve yakınlarımıza yürekten teşekkür ederiz. Erhan Göksel / Göksel Ailesi / VERSO Grubu |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Nisan 2009 )
|
|
|
SİYASİLERİ BULUŞTURAN CENAZE |
|

Ergenekon soruşturmasının 11. dalgasında gözaltına alınıp serbest bırakılan stratejist-araştırmacı Erhan Göksel’in babası Tevfik Göksel’in cenaze töreni, siyaset dünyasını bir araya getirdi Kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat eden Göksel (83) için Kocatepe Camii’nde düzenlenen törene Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, eski DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, eski bakanlar Abdüllatif Şener, Yaşar Okuyan, Edip Saffet Gaydalı, eski DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Bayar, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Kılıçdaroğlu ile sohbet eden Erhan Göksel, Ergenekon soruşturmasını kastederek, “Bu benim olaydan sonra eridi, gitti babam” dedi. Göksel, 1960’lı ve 1980’li yıllarda MEB Yayımlar Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde yayımladığı Batı ve İslam dünyasının klasik eserleri ile iz bıraktı. Tevfik Göksel, 1970’lerde Aydınlar Ocağı’nın da kurucuları arasında yer aldı. (TÜRKER KARAPINAR Ankara / Fotoğraf: YAVUZ ÖZDEN )
Devamı İçin Lütfen tıklayın...  |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Nisan 2009 )
|
|
|
ERHAN GÖKSEL'İN BABASI TEVFİK GÖKSEL VEFAT ETTİ |
Erhan Göksel’in babası olan Tevfik Göksel, 26 Nisan 2009 günü saat 01.30’da hayata veda ederek aramızdan ayrıldı. Cenazesi 27 Nisan Pazartesi günü öğle namazını takiben Kocatepe Camiinden kaldırılarak, Karşıyaka mezarlığına defnedilecek.
1926 yılında Akşehir’de doğan ve ortaokul tahsili için 14 yaşında Ankara’ya yerleşen Tevfik Göksel, DTCF Felsefe bölümüne girdi. Fakülte hayatı çalışmak zorunda kalarak, Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü’nde memuriyete de birlikte devam etti. 1955 yılında DTCF Felsefe Bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Afyon ve Ankara’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra MEB bünyesinde çeşitli bürokratik görevlere getirilen Göksel, 1960’lı ve 1980’li yıllarda MEB Yayımlar Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde yayınladığı Batı ve İslam Dünyasının klasik eserleri ile derin iz bıraktı. Türkiye’nin Sağ Düşüncedeki önemli isimlerinden birisi olan Göksel, 1970’li yıllarda önce Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda yöneticilik ve hocalık yaptı. Daha sonra da MEB Yüksek Öğrenim Genel Müdürlüğü yaptı. Tevfik Göksel, 1970’lerde kurulan Aydınlar Ocağı’nın da kurucularındandı. Otuz yılı aşan süre bürokratlık yapan Göksel, bu süre içinde öğrenci yetiştirmekten de geri kalmadı. Çok sayıda Yüksek okulda ders vererek hocalık yaptı. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 26 Nisan 2009 )
|
|
|
SEÇİMLER, TÜRKİYE TARİHİNİN EN TEHLİKELİ SONUCUNU ORTAYA KOYMUŞTUR |
|

29 Mart 2009 Seçimleri, Türkiye’nin sosyal temelleri açısından bildiğimiz genel yapısından kopan “Üç Ayrı Siyasal Bölge” ortaya çıkarmıştır. ERHAN GÖKSEL’in 31 Mart 2009’da ODA TV’ye YAPTIĞI “29 MART 2009 SEÇİMLERİNİN ORTAYA ÇIKARDIĞI SONUÇLAR” ÜZERİNE YAPTIĞI DEĞERLENDİRME Bana göre;Türkiye Cumhuriyeti 85 yıllık tarihinin, seçim sonuçları itibariyle en önemli ve önemli olduğu kadar da “en tehlikeli seçim sonuçlarını” vermiştir. Burada partilerin aldıkları oyları veya siyasetteki iktidar mücadelelerini kasdetmiyorum.
Türkiye’de, sosyolojik olarak Türkiye’nin sosyal temelleri açısından bildiğimiz genel yapısından kopan “Üç Ayrı Siyasal Bölge” ortaya çıkmıştır. Hepimizin korkusu olan, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerin Türkiye’den kopması ve üniter yapının bozulmasına ilişkin endişeler, kimi kişiler tarafından bir süredir biliniyordu. Bunu gördük. DTP’nin aldığı sonuç kendileri açısından büyük bir zaferdir. Bana sorarsanız DTP, iktidara karşı da mücadele verdiği için bir anlamda belki de seçim sonuçlarının kendisi açısından en başarılı partisidir.
Ancak ilerisi için Türkiye’nin yaşayacağı tehlikenin boyutu sadece bununla sınırlı kalmamıştır. İkinci bir harita ortaya çıkmıştır. Bu harita “Türkiye’nin Sahilleri”dir. AKP’nin özellikle Antalya’yı kaybetmesinin nedeni, kendilerini yaşamsal olarak tehdit altında gören, gündelik yaşam biçimlerinin değişmesinden endişe duyan insanlardır. Genelde seçmen, CHP’li olduğu için değil, AKP’ye karşı oy kullanmışlardır. Sonuçta, sahil bölgelerinde; yakıştırma yapmak gerekirse “Laik bir Bölge” ortaya çıkmıştır ve bu bölgede, CHP, Türkiye ortalamasının iki buçuk katına yakın bir oy almıştır. Özetle, kendilerinin “yaşam tarzı”nı tehdit altında gören ve korkan seçmen, tüm kıyı boylarında AKP’ye karşı oy kullanmıştır. Ege ve Akdeniz seçmeni oyunu CHP alsın diye değil, AKP almasın diye maksimum oranda sandığa yansıtmıştır. Demek ki, oy CHP oyu olmanın ötesine geçmiştir. Bu durum bu açıdan parçalanmış olan ikinci bir bölgenin işaretidir.
Ama beni en çok endişeye sevk eden üçüncü bölgedir. Doğu Anadolu’nun bazı illeriyle, özellikle İç Anadolu’da, Orta Anadolu’da aşırı bir “sağa kayma” olmuştur. Bu bölgelerde yaşayanların beni yanlış anlamalarını istemiyorum. Kürt Siyasetine tepki olarak yani “Kürtler’e tepki” olarak adeta “Türk bölgeleri” ortaya çıkmıştır. Öyle ki, bu Türk bölgeleri gittikçe de Türkçülük İdeolojisi’nin etkisi altına girmiştir. Örnek mi; Erzurum’da, Sol’un oyları % 2’yi bile bulamıyor. Kayseri, Bayburt, Gümüşhane, Kastamonu, Kütahya, Nevşehir, Sivas, Yozgat ve Çankırı’da aynı. Öyle ki, Tokat, Amasya gibi Alevi nüfusun yoğun bölgelerinde Sol’un oy oranları tarihteki en düşük oy oranında.
AKP’nin, Güneydoğu’da Kürt siyaseti, Anadolu’da ise Türk siyaseti yapıyor olduğundan ve bu bölgede sınıfsal ve sosyal yapı da tam anlamıyla uygun olduğu için, “Türk-İslam Sentezi” ideolojisi İç, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da Elazığ, Erzincan gibi illerde tamamen taban bulmaya başlamıştır. Öyle ki, bölgedeki Aleviler’de de ilk defa Türklük ağır bastığı için Kürt tepkisi ile geleneksel bağlarını CHP’den kopararak, MHP’ye oy vermişlerdir.
Bu sonuçlarda maalesef AKP’nin tarih önünde büyük vebali vardır. 22 Temmuz ve 29 Mart seçimleri’nde oyunu artırmak isteyen AKP, Türkiye genelinde yürüttüğü genel AKP seçim söyleminin aksine, İç ve Orta Anadolu ile Kürt bölgelerinde “bölgesel siyaset” yapmıştır. Hatırlayalım; AKP’nin afiş ve sloganları bile bu yönde olmuştur. Adayları da keza öyle; AKP’nin bu bölgedeki bütün adayları Türkiye’deki “Kürtçülük Kimliği “ağır basan adaylardır. Ayrıca AKP’nin “aksiyonları”, Kürt seçmende “reaksiyona” yol açtığı için PKK’ya da bir anlamda meşruiyet kazandırmıştır. Sonuçlar ortada. AKP’nin bu bölgesel siyaseti sonucu Kürtler de tepki olarak sistemden kopma noktasına gelmiştir. Bunun, Batı’da da ciddi yansımaları olmuştur. Özellikle İstanbul’da Kürt nüfusun yaşadığı ilçelerde DTP oy patlaması yapmış, hatta kimi ilçelerde % 10 barajının bile üstüne çıkmıştır. Kürt seçmenin bir kısmı AKP’yi protesto ederek rakibi “Tuncelili” Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’yebile oy vermemişlerdir. Üstelik DTP seçmeni, kendi adaylarının seçilme şansının olmadığını bildiği halde.
Anadolu’ya baktığımız zaman ise; en temel kentlerde, Türk kimliğinin abartılı bir şekilde öne çıktığı oy oranları görülüyor. Bu bölgelerde AKP ve MHP’nin oy oranlarının toplamı % 90-95’lerin üzerine çıkıyor. Ben bunu da Türkiye’nin “Üçüncü Bölgesel Haritası “olarak görüyorum.
Yani bu seçimlerin sonucu, Türkiye Cumhuriyeti maalesef sosyolojik olarak “ana yapıdan bozulmuş, bölünmüş ve parçalanmış 3 ayrı bölgeye” işaret ediyor. Bu durum Türkiye açısından beni, son derece endişeye sevk etmiştir.
Şimdi; “diğer bölgelerde bu neden yok?” dersek; Karadeniz’de ve Marmara’da, tüm partilerin seçmen davranışı Türkiye ortalamasına uyuyor. Doğal (tarihsel anlamda) geleneksel yarış devam ede gelmiş.
Son olarak, önemli bir hususdan; bir anlamda dördüncü bölge olarak “Kutup Bölgeleri”nden de bahsedeyim. Belki buna “Kutuplaşmış İller” de diyebiliriz. Kürt nüfusunun yoğun göç aldığı Mersin, Antalya, Manisa, Osmaniye gibi yerlerde, en çok da Mersin ve Antalya’da Kürt nüfusun yoğun göç aldığı yerlerin çevresindeki yakın belde ve ilçelerin neredeyse tamamında MHP ezici bir şekilde oy artırmıştır. Ben bu durumu, 3 büyük parçalanmanın dışında mevzi olarak “iller ve ilçeler bazında kutuplaşma “olarak görüyorum.
Kırıkkale, Isparta, Uşak, Balıkesir’de durum şeklen aynı gözüküyor. Ancak bu illerdeki tepkinin altında “en fazla şehit veren iller” olduğu gerçeğinin yattığını unutmayalım.
Siyasetin bu kadar kutuplaşmasının ardından bundan sonraki politik zeminde; eğer, hükümet , devlet, siyasi partiler ve herkes kendine gelmezse, yakın gelecek Türkiye için “felaketin arefesi” olacaktır. Bu parçalanmış toplumsal yapı, siyasetin “öngörüsüzlüğü” bu şekliyle devam ederse –ki edeceğine de malesef kuşkum yok - Türkiye’yi büyük bir gerginlik ve çatışma ortamına doğru hızla sürüklenecektir.
Bence bu seçimlerden çıkacak en temel sonuç şudur: AKP’nin ne kadar oy kaybettiği veya CHP’nin yerinde sayıp saymadığının çok anlamı yoktur. En önemli şey, bundan sonrası için büyük gerginlik oluşturabilecek “fay hatları ve mayınlı bölgelerin” oluşmuş olmasıdır. İnşallah Türkiye bu sıkıntılara girmez.”
Devamını Okumak İçin Tıklayınız...
 |
|
Son Güncelleme ( Salı, 31 Mart 2009 )
|
|
|
CHP ANKARA VE İSTANBUL'DA MEDYAYI MANİPÜLE ETTİ |
|

Seçim akşamı tüm ajanslar ve haber kanalları İstanbul’da AKP adayı Kadir Topbaş’ı önde gösterirken, CHP İstanbul il başkanı Gürsel Tekin ekranlara çıkıp, İstanbul’da biz 1-2 puanla öndeyiz dedi. Buraya kadarı önemli değil. Ancak CHP – Kemal Kılıçdaroğlu % 41; AKP – Kadir Topbaş % 40 dedi. İşte bu andan sonra büyük medya seçim sonuçlarını değiştirerek % 40 - % 41 oranlarıyla 2 saat boyunca başa baş bir yarış izlenimi verdiler.
Bununla da kalmadı, neredeyse tüm ana kanallardaki onlarca gazeteci ve onlarca siyasetçi Gürsel Tekin’in söz konusu “biz öndeyiz” açıklamasını yapmadan öncesinde kanallarda seyreden yayınlarda Kadir Topbaş’ın önde olduğu akışını ve aradaki fark için; “acaba , bizi ajanslar mı yanıltıyor?” sorularını ekranda sordular.
Ne yazıkk ki, onlarca uzmandan kimse Gürsel Tekin’in açıklamasındaki “matematiksel hatayı” farkedip soramadı. Neydi o matematiksel hata: Gürsel Tekin, CHP % 41, AKP % 40 derken; MHP % 5, SP % 4.5, diğer adaylar % 2 idi. Sayılan oy kaç olursa olsun dağılımda oy oranlarının toplamı % 100 olduğuna göre Gürsel Tekinin söylediği oy oranlarındaki 7 puan, yani % 7 fark nereye gitmişti.
Gece yarısı anladık ki, o fark Kadir Topbaş’a gitmiş.
Böylece 2 saat boyunca Gürsel Tekin’in üstelik de kaynak göstermeden yaptığı açıklama ile tüm büyük medya manipüle edilmiş oldu. Mum yatsıda söndü.
Aynı saatlerde farklı bir şekilde benzer bir manipülasyonu da Ankara’da Murat Karayalçın yaptı. Üstelik ekranlara geçip bizzat kendisi açıkladı. Ne mi dedi;
“Şu anda sandıkların % 87’si açıldı ve Melih Gökçek bizden % 2 puan önde, ancak açılmayan sandıklar Çankaya’da ve bizim oyumuzun yüksek olduğu yerlerde. Bunlar açılınca biz seçimi alacağız dedi.”
Halbuki, o sırada gelmeyen sandıklar Çankaya’da % 11, Sincan’da % 40, Pursaklar ve Keçiören’de % 30 idi. Kısacası AKP’nin kaleleri asıl açılmamıştı ve Karayalçın aslında bunu biliyordu. 2 saatlik bu Pirus zaferinin tadı çok mu önemliydi?
Peki sizce CHP’ye yakıştı mı bu durum. CHP’ye oy veren seçmenin Melih ökçek ve Kadir Topbaş’a başlarını eğik duruma düşürmeye Sayın Gürsel Tekin ve Sayın Murat Karayalçın’ın hakkı var mı ?
Erhan Göksel her zaman söyler; “seçim realite ile kazanılır; ayak oyunu ve manipülasyonla değil.”
Devamını Okumak İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Salı, 31 Mart 2009 )
|
|
|
ERGENEKON AVCILARI KASA PEŞİNDE |
|

“GÜNDELİK”in YAYINLADIĞI HÜRRİYET GAZETESİ’nin 29 Mart 2009 TARİHLİ HABERİ BDDK, Ergenekon savcılarının talebi üzerine 143 kişilik bir listeyi banka genel merkezlerine sordu Hürriyet gazetesi ekonomi servisinin ortaya çıkardığı bir habere göre, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların talebi üzerine kiralık kasaya sahip olup olmadıklarının araştırılması için, çoğunluğu Ergenekon Davası sanıkları ve akrabalarından oluşan 143 kişilik bir listeyi bankaların genel merkezlerine gönderdi. Bankalar, Mart ayı içerisinde ellerine ulaşan ve araştırılması istenen kişilerin tüm nüfus bilgilerinin yer aldığı 143 isimli listeyi kendi şubelerine göndererek inceleme başlattılar.
Ergenekon savcılarının ilgili başvuruyu Mali Suçları Araştırma Komisyonu'na (MASAK) yaptığı, MASAK’ın da bu bilgiyi BDDK'dan istediği belirtildi. BDDK ise, konuya ilişkin bir açıklama yapmaya yetkili olmadığını bildirdi.
Listede yer alan ve BDDK tarafından kişisel hesaplarının da incelendiği düşünülen isimler arasında Ergenekon davası sanığı olmayan çok sayıda kişinin bulunması dikkat çekerken önümüzdeki günlerde davayla ilişkilendirilmeleri ihtimali akıllara geldi.
Kiralık kasa soruşturmasının listede adı geçen isimler tarafından tepkiyle karşılandığı haberi Hürriyet gazetesinin bugünkü sayısında yer aldı. İsmail Hakkı Karadayı'nın konuya ilişkin cevabı Ertuğrul Özkök'ün köşesinden duyurulurken, listede yer alan kimi isimlerin açıklamalarına da gazete sayfalarında yer verildi.
"Birileri benim adıma kiralık kasa mı oluşturdu?"
Ergenekon davası sanıklarından olmadığı halde BDDK'nın "kiralık kasa" listesine giren isimlerden Cumhuriyet gazetesi yazarı Leyla Tavşanoğlu, kasası olmadığını belirtirken, "şöyle düşüncelere kapılmaya başladım. Acaba birileri benim adıma kiralık kasa mı oluşturdu? Eğer oluşturdularsa içine tatmin edici bir şey koysunlar" açıklamasında bulundu.
Yine listede yer alan isimlerden biri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, "kiralık kasam yok. Böyle bir şeye ihtiyacım da olmadı, ne benim ne yönetimdeki arkadaşlarımın... Ama (ÇYDD) yönetimimizden birkaç kişiyi de bu listeye sokmayı bir şekilde başarmışlar. Çok utanç verici birşey. Bunun Ergenekonla ne ilgisi var. İnsanları huzursuz etmelerini anlayamıyorum. Adalet mekanizması nasıl işliyor? Savcılar hakimler böyle şeyleri, saçma ihbarları falan iddianemeye nasıl koyarlar" dedi.
Verso Araştırma Şirketi’nin sahibi olan ve Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Erhan Göksel ise, "anladığım kadarıyla kasalar açılmış zaten. Açılmadan böyle bir şey yayınlamazlar. Nasıl evlerimiz işyerlerimiz arandıysa, şirketteki kasalarımız açıldıysa, bu kasalar da herhalde açılmıştır. Başka türlüsü imkansız. Savcının evrak peşinde olduğuna kuşkum yok" sözleriyle ilginç bir noktaya işaret etti.
BDDK listesindeki bazı isimler
BDDK’nın bankalardan kiralık kasalarının olup olmadığını araştırdığı listede, Ergenekon sanıklarından Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu, Turhan Çömez, emekli generaller Mehmet Şener Eruygur, Ahmet Hurşit Tolon ve Veli Küçük, gazeteci Güler Kömürcü, Tuncay Özkan, yazar Yalçın Küçük, eski emniyetçi Adil Serdar Saçan, Sedat Peker'in yanı sıra halen ABD’de bulunan ve ikinci iddianamede "Ergenekon Terör Örgütü" üyesi olmakla suçlanan Bedrettin Dalan’ın da isimleri var. Ergenekon sanıklarının bazılarının adlarının hemen altında ise aynı soyadını taşıyan yakınlarının isimleri bulunuyor.
Listede Ergenekon davası sanık ve yakınlarının yanı sıra, eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, emekli orgeneraller Tuncer Kılınç ve Aytaç Yalman, eski Sky Turk Yayın Yönetmeni ve Akşam Gazetesi Yazarı İbrahim Serdar Akinan, Akşam Gazetesi Genel Yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya, Yeniçağ gazetesi yazarı Behiç Kılıç, Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Haberal, emekli Albay Erdal Sarızeybek, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun gibi isimler de yer alıyor.
soL (HABER MERKEZİ)
Devamını Okumak İçin Tıklayınız... |
|
Son Güncelleme ( Salı, 12 Mayıs 2009 )
|
|
|
VERSO'DAN SEÇİM ARAŞTIRMASI BEKLEYEN HALKIMIZA DUYURU |
|
Erhan Göksel’in, Ergenekon nedeniyle gözaltına alındığı 22 Ocak 2009’da, aynı anda Verso’nun ofislerindeki tüm bilgisayarlara, programlara, datalarına ve teknik altyapısına Savcılık tarafından el konulmuştur. Üzerinden 2 ay geçmesine rağmen teknik donanımın hatta cep telefonlarının bile hala iade edilmemesi nedeniyle Verso, 1989’dan bu yana ilk defa seçimlere gidilirken kamuoyu araştırması yapamamıştır.
Kısaca özetlemek gerekirse; bir anlamda Verso adeta fiziken kapatılmış addedilebilir.
Bugüne kadar tüm seçim araştırmalarını bilimsel verilere dayanarak yapan kurumumuz bu nedenle bu seçimlerde devre dışı kalmıştır.
Verso’dan kamuoyu araştırması bekleyen halkımıza duyurulur.
Saygılarımızla.
Verso Siyasal Araştırmalar Merkezi |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 26 Mart 2009 )
|
|
|