|

ERHAN GÖKSEL’in KÜRT SORUNU ÜZERİNE ODA TV ile YAPTIĞI RÖPORTAJIN 21 Temmuz 2009’da “ENSONHABER”de YAYINLANAN KISMI İşte Göksel'in Açıklamaları:
1 MART TEZKERESİYLE TÜRKİYE ÖNEMİNİ KAYBETTİ ABD için bugünkü dünyada en büyük siyasi problem, Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğu'da yeni bir harita oluşturulmasıdır. Daha doğrusu Ortadoğu'nun “yeniden-dizayn edilmesi”yle, İsrail'in güvenliğini sağlamaktır. Bu proje Clinton dönenimde başlayan, Bush döneminde devam eden ve hiç değişmeyen bir siyaset anlayışının devamıdır. Bu bölge yapılandırılırken 1 Mart tezkeresi ile Türkiye eski önemini yitirmiş, Türkler değil, bölgedeki Kürt nüfus Amerika için en önemli partner haline gelmiştir.
2012'DE MUSUL TÜRKİYE'YE BAĞLANACAK ABD'nin bastırmasıyla olsa gerek; kısa bir süre önce bir tez ortaya atıldı. Ayrıca ABD'li önemli bir “Think-Tank” (düşünce) Kuruluşunun raporu da, 2012'de Musul'un Türkiye'ye bağlanabileceğini söyledi. Hemen arkasından geçen hafta, bu sefer bizzat Barzani'nin yakın çevresinden “Kuzey Irak Kürt Yönetimi”nin, Kerkük'ün Kürt yönetimine katılması, Kuzey Irak Kürtleri'nin de Musul Vilayeti ile beraber Türkiye'ye katılması türünden söylemler dışardan Türkiye'ye taşındı..
ASKERLER CESARET EDEMEDİLER Kuzey Irak'ın (Musul-Kerkük) Türkiye'ye katılması baştan beri Turgut Özal'ın fikriydi. Benim kendisiyle çalıştığım 1990'lı yıllarda bu onun en büyük rüyasıydı. Ancak o zaman Türkiye gerçekten masadaydı ve uluslararası politikayı da kısmen yönetiyordu. Ne yazık ki, o dönemde askerler buna cesaret edemediler ve masadan kalktılar. Özal yalnız kaldı ve Türki'ye ilk Irak Harekatını uzaktan izledi; sonuçta da bugünkü Kuzey Irak Kürt Devleti'nin tohumları atıldı. Bugün ise durum çok farklı. Bugün Türkiye ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü siyasal mücadele ve ülke içerisindeki çatışmalar “Uluslararası Siyaset”in, “Uluslararası Güçler”in mücadelesinden dolayı ortaya çıkıyor. Ülke içindeki ulusal güçlerle onlara karşı olanların mücadelesi değil bugün yaşadıklarımız. Özal dönemi ile bugünün farkı işte budur.
BÖLÜNMENİN ÖNÜ AÇILIR Bugün Uluslararası Güçler'ce ortaya atılan bu önemli tez; yani, Kuzey Irak ve Musul'un bize katılması tezi, bize çok sıcak görünüyor. Çok sempatik geliyor. Musul'un Türkiye'ye katılmasının bir tek anlamı vardır. O da; Lozan'ın ortadan kalkmasıdır. Zaten Lozan Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanmamıştır ve kabul edilmemiştir. Bu konu bizim ders kitaplarımızda hiç bahsolunmaz. Bizim Necip Türk medyasının da bilmediği için hiç bahsetmediği bir konudur bu. ABD, Lozan'ı ve Türkiye'nin varlığının siyasi tescilini asla tanımamıştır.
MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI DEĞİŞİRSE LOZAN GEÇERSİZ OLUR Eğer biz Musul'u alırsak, bir anlamda üniter yapımızı değiştirmiş oluruz. Özetle; biz Lozan'ı lağvettiğimiz zaman, yarın Musul ve Kerkük dahil Kuzey Irak, Türkiye'ye katılırsa, fiilen Lozan ortadan kalkmış olur ve Lozan kalktıktan sonra da, belki bir 10 yıl içerisinde bizdeki Kürt bölgelerini de içine alacak şekilde bir parçalanmanın da önü açılır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti'nin Misak-ı Milli sınırlarında herhangi bir değişikliğin olması demek, Lozan'ın geçersiz kalması demektir. Lozan geçersiz olursa, ilk etapta bu bir büyüme gibi görünse de, daha sonraki süreçte Türkiye'nin farklı federasyonlara ve sınırlara bölünmesinin, bu konudaki siyasi dayatmaların da önü açılmış olur.
LOZAN TÜRKİYE'NİN YEGANE TEMİNATIDIR Bugün Türkiye'nin bölünmesini engelleyen en önemli şey Lozan'dır. Lozan, Türkiye'nin varlığı ve bütünlüğünün yegane teminatıdır ve Amerika dışında, bütün devletlerin, uluslararası platformda “siyaseten mutabakatla” kabul edilmiş bir anlaşmadır. İlk anda bize çok sıcak gelen bu Kuzey Irak “ilhakı”, aslında Türkiye'nin parçalanmasının pratik ve en etkili yoludur. Böyle bir gelişme ile Türkiye büyük bir tehlikenin içine girmiş olur.
TÜRKİYE LOZAN'I KENDİ ELİYLE LAĞVEDERSE; YOK OLUP GİDER Türk Milleti ve Necip Türk Medyası, maalesef gerçekleri iyice anlayamaz hale geldi. Bundan 2 ay önce Nisan ayında ABD Başkanı Obama geldi,. Biz onu, bir Demokrasi havarisi edasıyla izledik. Meclis'de bir konuşma yaptı. Açıkça Başbakan ve Milletvekillerinin gözü önünde, Türk siyasetine ABD'nin buyruklarına adeta dikte etti. Ermeni meselesi ile ilgili açıkça “Ermeni Soykırımı” dedi. “Patrikhaneyi açacaksınız” dedi. “Ermenistan sınır kapısını açacaksınız, Kıbrıs Rum kesimi'ne limanlarınızı açacaksanız” türünden sözler söyledi. Koskoca Türkiye önünde bunları adeta dikte etti; medya ve milletvekillerimiz de bu konuşmayı ayakta alkışladı.
TÜRKİYE'DEKİ SİYASİ MÜCADELE ULUSLARARASI GÜÇLERİN PLANLARIDIR Şurası iyi anlaşılmalıdır: bu ülke içindeki siyasi mücadele, artık “Ulusal Siyaset”in mücadelesi olmaktan çıktı, dışarıdaki güçlerin, yani “Uluslararası Güç Merkezleri”nin Türkiye üzerindeki planlarının, hesaplaşmalarının mücadelesi oldu.
EKİM'DE YENİ KRİZ DALGASI GELİYOR Kısacası Türkiye bugün, Turgut Özal'ın moda tabiriyle bir “Transformasyon”un öncesindedir. Hatırlarsanız bundan 15 gün önce “Ekim ayında dünyada ikinci büyük bir ekonomik kriz dalgası geliyor ve bu kriz Türkiye'ye yansıyacak” demiştim. Türkiye iktisadi bir buhrana doğru hızla sürükleniyor. Uluslararası Güçler'in Türkiye üzerine mücadelesine; bir de ekonomik buhran eklendiğinde, gelecek transformasyon (dönüşüm), Türkiye'deki bütün siyaseti, AKP, MHP, CHP dahil mevcut siyaseti silip süpürecektir.
ABD, TÜRKİYE'NİN ZAYIFLAMASINI İSTİYOR VE YENİ MUHATAP ARIYOR Amerika'nın Türkiye'ye bakışını iyi okumak gerekir. Son zamanlarda şunu görmeye başladım; Amerikalılar, Türkiye'de yeni bir muhatap arıyorlar ve bugünkü siyasi çıkmazın üstüne iktisadi buhran da eklendiğinde, çok kolaylıkla Türkiye'de bir muhatap bulacaklardır. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.
Sürekli konuşuyoruz; “Tencere sürekli fıkırdıyor, henüz kaynamadı”. Yok Musul meselesi, yok anayasa değişikliği, yok Ergenekon, yok asker-sivil yargı meselesi..., bütün bu konularda konuşulanların hepsi aslında tali, izafi sorunlardır; yani ikincil meselelerdir. Türkiye'nin birinci meselesi iktisadi meseledir. Yani Türkiye'nin “varlık” meselesidir. Ne yazık ki, hiç kimse asıl mesele ile ilgili değil.
“TRANSFORMASYON” ÖNCESİ DAİMA EKONOMİK KRİZ OLUR Her buhran, arkasından bir “Transformasyon”u da (dönüşümü) beraberinde getirir. Bir “Dönüşüm”ün olabilmesi için öncesinde bir buhran yaratılması gerekir. 1958'de develüasyon oldu, 1960'ta da devrim (darbe) oldu. Unutmayalım;1980'de de devalüasyon oldu, bunu da askeri darbe izledi.
ABD'nin uluslararası siyasette son 60 yıldır, yani II. Büyük Savaş'tan beri uyguladığı “stratejik” ve “diplomatik” bir yol vardır; “ABD Müesses Nizam”ı için genel kural şudur: Uluslararası mücadelede en önemli müttefikinizi, en önemli partnerinizi, onun elinin en zayıf olduğu anda yakalamanız gerekir. Amerikan Diplomasisi, yani Dış Siyaseti bu teorinin üzerine kuruludur. Çünkü karşınızda müttefik olarak partneriniz olan kişinin elini zayıflatırsanız, onunla istediğiniz şartlarda ortaklık yaparsınız; yani özetle onu yönetirsiniz.
Önümüzdeki yakın dönemde yaşayacağımız, iktisadi krize eklenmiş, hemen onun arkasından gelecek bir siyasi krizde, ABD “yeni bir rejimin” önünü açacaktır. Bu rejimden kastım kesinlikle “darbe” değil.
Evet, ABD'nin geçmişte Türkiye'deki en büyük partneri Ordu olmuştur. Ancak bugün TSK'nın çok zayıf bir noktaya düşürülmüş olması da, ABD'nin düzenlemeye çalıştığı yeni “Transformasyon” için hiç de raslantı değildir.
EN BÜYÜK PARTİNİN YÜZDE 20 OY ALDIĞI, KOALİSYONLARLA YÖNETİLEN BİR ÜLKE, ABD İÇİN EN KOLAY YÖNETİLECEK ÜLKEDİR Ekim-Kasım'da Amerika'da ve Küresel Kapitalist Dünya'da başlayacak ikinci iktisadi krizin Türkiye'ye yansıması ilk dalgadan daha büyük olacak diye iddia ediyorum. Çünkü, AKP Hükümeti durumun farkında bile değil; adeta birileri İş Dünyasının, Medyanın ve Hükümetin de gözünü bağlayıp, manüple ediyorlar diye düşünüyorum. Kasım ve Aralık'ta bu kriz Türkiye'ye yansıdığı zaman, örneğin; önümüzdeki Haziran'da, yani 6 ay sonrasında Türkiye'de bir seçim olsa, AKP dahil hiçbir partinin yüzde 20 alamayacağını görebiliriz. 4 partinin yüzde 20 ile seçim kazandığı ve iktidara ortak olduğu bir koalisyon, bir “Süper Güç” için en çok istenen durumdur. Böyle bir koalisyon ABD tarafından çok kolay yönetilecek “güçsüz” bir koalisyondur. Böyle koalisyonla yönetilen bir ülkade ayrıca, siyaset dışı “Güçler” de yeniden güçlenir ve Hükümet üzerinde bir baskı gücü olarak devreye girer.
Bu nedenle Türkiye için malesef önümüzdeki dönemin son derece sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. ABD'nin Türkiye'deki güç merkezlerine güclerini kaybettirerek, ülkenin en zayıf düşürüldüğü noktada, Türkiye için planladığı “transformasyon”u dayatabileceğini söyleyebilirim.
Tüm bunlar, Ortadoğu'da haritaların yeniden çizilebilmesi için, ABD'nin başlıca düşmanı olan “İran – Hizbullah – Taliban” üçgeni ile “Centcom” denilen Çin'den Türkiye'ye kadar uzanan bu bölgedeki tüm ABD karşıtı akımlar ve ayrıca Çin'in müttefiklerini zayıflatmak adına yapılıyor.
Bütün bu coğrafyada yakın gelecekte dönüştürülecek (transformasyon) müttefik olan Türkiye'ye; ABD tarafından bir dominant rol biçiliyor.
Altını çizerek söylüyorum, ABD'nin, Ortadoğu'da Türkiye'ye atfettiği birinci öncelik, Kuzey Irak'ta kurulacak bir “Kürt Devleti”ne, Türkiye'nin asla gölge etmemesi görevidir. Amerika için Türkiye'ye atfedilen ikinci önemli rol ise, soğuk savaş dönemindeki “müttefiki Türkiye” gibi; her dediğini yapacak yeni bir rejimin önünü açmak olacaktır. İlgili Link İçin Tıklayınız... |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Temmuz 2009 )
|
|
|
ERHAN GÖKSEL HAYATININ İLK TAZMİNAT DAVASINI AÇTI |
|

ERHAN GÖKSEL’in ÇARPITMALARI NEDENİYLE NAZLI ILICAK’a DAVA AÇMASI ÜZERİNE 21 Temmuz 2009’da ODA TV’nin YAPTIĞI HABER Size Odatv’nin 30 Haziran 2009 tarihli bir haberimizi hatırlatalım…
Haberimiz şöyleydi: “Nazlı Ilıcak’ın hazırlayıp sunduğu ve Atv’de yayınlanan Siyaset Kazanı programında Ilıcak’ın Erhan Göksel ile ilgili iddiaları vardı.
Ilıcak programda Erhan Göksel’in, “ 28 Şubat döneminden çok önce, daha 28 Şubat olmadan” orduya “Refah Partisi Kapatılırsa Ne Olur?” başlığında bir araştırma yaptığını ve bunu kendisine anlattığını söylemişti.
Ve Ilıcak Göksel’in kendisinden de “RP kapatılırsa ne olur?” diye fikir aldığını da ifade etmişti.
Erhan Göksel Odatv.com’a bu program sonrası bir açıklama yapmıştı. Göksel, “Maalesef söylediklerinin hiçbirisi doğru değil. Külliyen kamuoyunu yanıltmaya yönelik. Nedense Nazlı Hanım hangi gemiye binerse onun kaptanlığına soyunur. Şimdi de galiba özel bir misyon yüklenmiş” demişti.”
İşte bu tartışmadan sonra Erhan Göksel belgeleriyle Nazlı Ilıcak’ın iddialarını yalanlamıştı… Sonuç: Erhan Göksel, Nazlı Ilıcak’ı mahkemeye verdi.
Göksel, böylelikle hayatında ilk kez tazminat davası açtığını belirtti.
İlgili Link İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Temmuz 2009 )
|
|
|
YÜCE TÜRK ADALETİ, ERHAN GÖKSEL'E KARŞI AÇILAN İKİ DAVAYI DA REDDETTİ..... |
|

Erhan Göksel GERÇEK GELECEK programı’nda; “Yalçın Doğan ve Taha Akyol için; “Mesut Yılmaz’a biat etmeleri” karşılığında MESUT YILMAZ tarafından birisi CNN TURK’e diğeri MİLLİYET’e Genel Yayın Yönetmeni yapıldı” demişti.
Bunun üzerine Taha Akyol ve Yalçın Doğan Erhan Göksel’e karşı ayrı ayrı dava açmışlardı.
İki ayrı mahkeme tarafından Erhan Göksel’e karşı açılan davalar ayrı ayrı reddedildi.
Yalçın Doğan için verilen kararın gerekçesi :
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 20 Temmuz 2009 )
|
|
|
YALÇIN DOĞAN VE TAHA AKYOL KAYBETTİ ! |
|

ERHAN GÖKSEL’e KARŞI YALÇIN DOĞAN ve TAHA AKYOL’un AÇTIĞI DAVALARA MAHKEMELERİN RED KARARI VERMESİ ÜZERİNE 20 Temmuz 2009’da TURKTIME’ın YAPTIĞI HABER Erhan Göksel GERÇEK GELECEK programı’nda geçen yıl; “Yalçın Doğan ve Taha Akyol, Mesut Yılmaz’a “biat etmeleri” karşılığında MESUT YILMAZ tarafından birisi CNN TURK’e diğeri MİLLİYET’e Genel Yayın Yönetmeni yapıldı” demişti.
Bunun üzerine Taha Akyol ve Yalçın Doğan Erhan Göksel’e karşı ayrı ayrı dava açmışlardı. Ancak iki ayrı mahkemede ve iki ayrı yargıç tarafından Erhan Göksel’e karşı açılan davalar reddedildi.
İlgili Link İçin tıklayınız...
 |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 20 Temmuz 2009 )
|
|
|
TÜRKİYE İKİYE NASIL BÖLÜNÜR? |
|

ABD, TÜRKİYE’DE YENİ MUHATAP ARIYOR ERHAN GÖKSEL’in “MUSUL-KERKÜK MESELESİ” ÜZERİNE 15 Temmuz 2009’da ODA TV ile YAPTIĞI DEĞERLENDİRME Ortadoğu konusundaki uzmanlığını Dünyaya kanıtlamış olan Erhan Göksel’e, “Kürt Sorunu” tartışmalarının arttığı bugünlerde “Kürt Sorunu”nun geleceğini sorduk. Göksel; Kuzey Irak’ta oluşan “yeni” yapılanmayı nasıl değerlendiriyor? Bu yapının Türkiye’ye katılması fikrine nasıl bakıyor? ABD’nin “Kürt Programı”nı ve “Musul-Kerkük Meselesi”ne bakışını, bunun Türkiye’ye etkilerini nasıl değerlendiriyor?ABD’nin Ortadoğu’da Türkiye’ye biçtiği yeni rol hakkında ne düşünüyor?
İşte Göksel’in Açıklamaları:
ABD için bugünkü dünyada en büyük siyasi problem, Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğu’da yeni bir harita oluşturulmasıdır. Daha doğrusu Ortadoğu’nun “yeniden-dizayn edilmesi”yle, İsrail’in güvenliğini sağlamaktır. Bu proje Clinton dönenimde başlayan, Bush döneminde devam eden ve hiç değişmeyen bir siyaset anlayışının devamıdır. Bu bölge yapılandırılırken 1 Mart tezkeresi ile Türkiye eski önemini yitirmiş, Türkler değil, bölgedeki Kürt nüfus Amerika için en önemli partner haline gelmiştir.
ABD’nin bastırmasıyla olsa gerek; kısa bir süre önce bir tez ortaya atıldı. Ayrıca ABD’li önemli bir “Think-Tank” (düşünce) Kuruluşunun raporu da, 2012’de Musul’un Türkiye’ye bağlanabileceğini söyledi. Hemen arkasından geçen hafta, bu sefer bizzat Barzani’nin yakın çevresinden “Kuzey Irak Kürt Yönetimi”nin, Kerkük’ün Kürt yönetimine katılması, Kuzey Irak Kürtleri’nin de Musul Vilayeti ile beraber Türkiye’ye katılması türünden söylemler dışardan Türkiye’ye taşındı..
Kuzey Irak’ın (Musul-Kerkük) Türkiye’ye katılması baştan beri Turgut Özal’ın fikriydi. Benim kendisiyle çalıştığım 1990’lı yıllarda bu onun en büyük rüyasıydı. Ancak o zaman Türkiye gerçekten masadaydı ve uluslararası politikayı da kısmen yönetiyordu. Ne yazık ki, o dönemde askerler buna cesaret edemediler ve masadan kalktılar. Özal yalnız kaldı ve Türki’ye ilk Irak Harekatını uzaktan izledi; sonuçta da bugünkü Kuzey Irak Kürt Devleti’nin tohumları atıldı. Bugün ise durum çok farklı. Bugün Türkiye ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü siyasal mücadele ve ülke içerisindeki çatışmalar “Uluslararası Siyaset”in, “Uluslararası Güçler”in mücadelesinden dolayı ortaya çıkıyor. Ülke içindeki ulusal güçlerle onlara karşı olanların mücadelesi değil bugün yaşadıklarımız. Özal dönemi ile bugünün farkı işte budur.
BÖLÜNMENİN ÖNÜ AÇILIR
Bugün Uluslararası Güçler’ce ortaya atılan bu önemli tez; yani, Kuzey Irak ve Musul’un bize katılması tezi, bize çok sıcak görünüyor. Çok sempatik geliyor. Musul’un Türkiye’ye katılmasının bir tek anlamı vardır. O da; Lozan’ın ortadan kalkmasıdır. Zaten Lozan Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanmamıştır ve kabul edilmemiştir. Bu konu bizim ders kitaplarımızda hiç bahsolunmaz. Bizim Necip Türk medyasının da bilmediği için hiç bahsetmediği bir konudur bu. ABD ,Lozan’ı ve Türkiye’nin varlığının siyasi tescilini asla tanımamıştır.
Eğer biz Musul’u alırsak, bir anlamda üniter yapımızı değiştirmiş oluruz. Özetle; biz Lozan’ı lağvettiğimiz zaman, yarın Musul ve Kerkük dahil Kuzey Irak, Türkiye’ye katılırsa, fiilen Lozan ortadan kalkmış olur ve Lozan kalktıktan sonra da, belki bir 10 yıl içerisinde bizdeki Kürt bölgelerini de içine alacak şekilde bir parçalanmanın da önü açılır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti’nin Misak-ı Milli sınırlarında herhangi bir değişikliğin olması demek, Lozan’ın geçersiz kalması demektir. Lozan geçersiz olursa, ilk etapta bu bir büyüme gibi görünse de, daha sonraki süreçte Türkiye’nin farklı federasyonlara ve sınırlara bölünmesinin, bu konudaki siyasi dayatmaların da önü açılmış olur.
Bugün Türkiye’nin bölünmesini engelleyen en önemli şey Lozan’dır. Lozan, Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğünün yegane teminatıdır ve Amerika dışında, bütün devletlerin, uluslararası platformda “siyaseten mutabakatla” kabul edilmiş bir anlaşmadır. İlk anda bize çok sıcak gelen bu Kuzey Irak “ilhakı”, aslında Türkiye’nin parçalanmasının pratik ve en etkili yoludur. Böyle bir gelişme ile Türkiye büyük bir tehlikenin içine girmiş olur.
TÜRKİYE LOZAN’I KENDİ ELİYLE LAĞVEDERSE; YOKOLUP GİDER
Türk Milleti ve Necip Türk Medyası, maalesef gerçekleri iyice anlayamaz hale geldi. Bundan 2 ay önce Nisan ayında ABD Başkanı Obama geldi,. Biz onu, bir Demokrasi havarisi edasıyla izledik. Meclis’de bir konuşma yaptı. Açıkça Başbakan ve Milletvekillerinin gözü önünde, Türk siyasetine ABD’nin buyruklarına adeta dikte etti. Ermeni meselesi ile ilgili açıkça “Ermeni Soykırımı” dedi. “Patrikhaneyi açacaksınız” dedi. “Ermenistan sınır kapısını açacaksınız, Kıbrıs Rum kesimi’ne limanlarınızı açacaksanız” türünden sözler söyledi. Koskoca Türkiye önünde bunları adeta dikte etti; medya ve milletvekillerimiz de bu konuşmayı ayakta alkışladı.
TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ MÜCADELE, ULUSLARARASI GÜÇLERİN PLANIDIR
Şurası iyi anlaşılmalıdır: bu ülke içindeki siyasi mücadele, artık “Ulusal Siyaset”in mücadelesi olmaktan çıktı, dışarıdaki güçlerin, yani “Uluslararası Güç Merkezleri”nin Türkiye üzerindeki planlarının, hesaplaşmalarının mücadelesi oldu.
Kısacası Türkiye bugün, Turgut Özal’ın moda tabiriyle bir “Transformasyon”un öncesindedir. Hatırlarsanız bundan 15 gün önce “Ekim ayında dünyada ikinci büyük bir ekonomik kriz dalgası geliyor ve bu kriz Türkiye’ye yansıyacak” demiştim. Türkiye iktisadi bir buhrana doğru hızla sürükleniyor. Uluslararası Güçler’in Türkiye üzerine mücadelesine; bir de ekonomik buhran eklendiğinde, gelecek transformasyon (dönüşüm), Türkiye’deki bütün siyaseti, AKP, MHP, CHP dahil mevcut siyaseti silip süpürecektir.
ABD, TÜRKİYE’NİN ZAYIFLAMASINI İSTİYOR
Amerika’nın Türkiye’ye bakışını iyi okumak gerekir. Son zamanlarda şunu görmeye başladım; Amerikalılar, Türkiye’de yeni bir muhatap arıyorlar ve bugünkü siyasi çıkmazın üstüne iktisadi buhran da eklendiğinde, çok kolaylıkla Türkiye’de bir muhatap bulacaklardır. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.
Sürekli konuşuyoruz; “Tencere sürekli fıkırdıyor, henüz kaynamadı”. Yok Musul meselesi, yok anayasa değişikliği, yok Ergenekon, yok asker-sivil yargı meselesi..., bütün bu konularda konuşulanların hepsi aslında tali, izafi sorunlardır; yani ikincil meselelerdir. Türkiye’nin birinci meselesi iktisadi meseledir. Yani Türkiye’nin “varlık” meselesidir. Ne yazık ki, hiç kimse asıl mesele ile ilgili değil.
“TRANSFORMASYON” ÖNCESİ DAİMA EKONOMİK KRİZ OLUR
Her buhran, arkasından bir “Transformasyon”u da (dönüşümü) beraberinde getirir. Bir “Dönüşüm”ün olabilmesi için öncesinde bir buhran yaratılması gerekir. 1958’de develüasyon oldu, 1960’ta da devrim (darbe) oldu. Unutmayalım;1980’de de devalüasyon oldu, bunu da askeri darbe izledi.
ABD’nin uluslararası siyasette son 60 yıldır, yani II. Büyük Savaş’tan beri uyguladığı “stratejik” ve “diplomatik” bir yol vardır; “ABD Müesses Nizam”ı için genel kural şudur: Uluslararası mücadelede en önemli müttefikinizi, en önemli partnerinizi, onun elinin en zayıf olduğu anda yakalamanız gerekir. Amerikan Diplomasisi, yani Dış Siyaseti bu teorinin üzerine kuruludur. Çünkü karşınızda müttefik olarak partneriniz olan kişinin elini zayıflatırsanız, onunla istediğiniz şartlarda ortaklık yaparsınız; yani özetle onu yönetirsiniz.
Önümüzdeki yakın dönemde yaşayacağımız, iktisadi krize eklenmiş, hemen onun arkasından gelecek bir siyasi krizde, ABD “yeni bir rejimin” önünü açacaktır. Bu rejimden kastım kesinlikle “darbe” değil.
Evet, ABD’nin geçmişte Türkiye’deki en büyük partneri Ordu olmuştur. Ancak bugün TSK’nın çok zayıf bir noktaya düşürülmüş olması da, ABD’nin düzenlemeye çalıştığı yeni “Transformasyon” için hiç de raslantı değildir.
EN BÜYÜK PARTİNİN YÜZDE 20 OY ALDIĞI, KOALİSYONLARLA YÖNETİLEN BİR ÜLKE, ABD İÇİN EN KOLAY YÖNETİLECEK ÜLKEDİR
Ekim-Kasım’da Amerika’da ve Küresel Kapitalist Dünya’da başlayacak ikinci iktisadi krizin Türkiye’ye yansıması ilk dalgadan daha büyük olacak diye iddia ediyorum. Çünkü, AKP Hükümeti durumun farkında bile değil; adeta birileri İş Dünyasının, Medyanın ve Hükümetin de gözünü bağlayıp, manüple ediyorlar diye düşünüyorum. Kasım ve Aralık’ta bu kriz Türkiye’ye yansıdığı zaman, örneğin; önümüzdeki Haziran’da, yani 6 ay sonrasında Türkiye’de bir seçim olsa, AKP dahil hiçbir partinin yüzde 20 alamayacağını görebiliriz. 4 partinin yüzde 20 ile seçim kazandığı ve iktidara ortak olduğu bir koalisyon, bir “Süper Güç” için en çok istenen durumdur. Böyle bir koalisyon ABD tarafından çok kolay yönetilecek “güçsüz” bir koalisyondur. Böyle koalisyonla yönetilen bir ülkade ayrıca, siyaset dışı “Güçler” de yeniden güçlenir ve Hükümet üzerinde bir baskı gücü olarak devreye girer.
Bu nedenle Türkiye için malesef önümüzdeki dönemin son derece sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. ABD’nin Türkiye’deki güç merkezlerine güclerini kaybettirerek, ülkenin en zayıf düşürüldüğü noktada, Türkiye için planladığı “transformasyon”u dayatabileceğini söyleyebilirim.
Tüm bunlar, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilebilmesi için, ABD’nin başlıca düşmanı olan “İran – Hizbullah – Taliban” üçgeni ile “Centcom” denilen Çin’den Türkiye’ye kadar uzanan bu bölgedeki tüm ABD karşıtı akımlar ve ayrıca Çin’in müttefiklerini zayıflatmak adına yapılıyor.
Bütün bu coğrafyada yakın gelecekte dönüştürülecek (transformasyon) müttefik olan Türkiye’ye; ABD tarafından bir dominant rol biçiliyor.
Altını çizerek söylüyorum, ABD’nin, Ortadoğu’da Türkiye’ye atfettiği birinci öncelik, Kuzey Irak’ta kurulacak bir “Kürt Devleti”ne, Türkiye’nin asla gölge etmemesi görevidir. Amerika için Türkiye’ye atfedilen ikinci önemli rol ise, soğuk savaş dönemindeki “müttefiki Türkiye” gibi; her dediğini yapacak yeni bir rejimin önünü açmak olacaktır. İlgili Link İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 16 Temmuz 2009 )
|
|
|
MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER ERGENEKON'A İNANIYOR MU? |
|

ERHAN GÖKSEL’in MİLLİ GAZETE’de YAYINLANAN KAPSAMLI RÖPORTAJI ÜZERİNE 14 Temmuz 2009’da ODA TV’nin YAPTIĞI HABER VERSO Araştırma Şirketi Sahibi, strateji uzmanı Erhan Göksel, ekonomik krizde yaklaşan 2. dip dalgasını ve siyasete etkisini Milli Gazete’ye anlattı. Göksel röportajında “Krizdeki 2. dip dalgasının Ekim'de geleceğini söyledi. Bu krizin siyasete etkilerini, Çin'deki olayların perdesi arkasını, ABD'nin krizden çıkış reçetesini, AKP hükümetinin geleceğini ve Saadet Partisi'nin yapılacak ilk seçimde nasıl bir sonuç alacağını değerlendirdi.” Şimdi biraz geriye dönelim ve asıl haberimizi anlatalım… Hatırlayalım:
Ergenekon soruşturmasının 11. dalgasında, yani 22 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınan Strateji uzmanı Erhan Göksel 4 gün sonra mahkemece serbest bırakılmıştı.
Gözaltına alındığı gün Göksel’e ve başkanı olduğu uluslararası veri şirketi olan VERSO’ya ait tüm bilgisayarlar, data arşivi ve veri bankası ile kitaplar ve dokümanlar emniyete götürülmüştü. Öğrendiğimiz kadarıyla Verso’nun teknik altyapısı hala iade edilmiş değil ve bu nedenle Verso ağır bir ekonomik krize doğru sürükleniyormuş.
Göksel, Odatv.com’a bir açıklama yapmıştı; toplam 17 bilgisayarına el konulduğunu ve Türkiye ekonomisini ilgilendirecek birçok belgeyi barındıran Verso’nun sitelerinin susması dışında, Erhan Göksel’in ve Verso’nun haberlerinin yer aldığı Verso Haber sitesi de neden kaynaklandığı bilinmeyen bir şekilde hacklendiğini, anlatmıştı. Bu hatırlatmadan sonra Erhan Göksel ile bugün röportaj yapan hatta dün röportajın duyurusunu yapan Milli Gazete’nin “Ergenekon” a inanmadığı açıkça görülmüyor mu? Milli Gazete’nin Sayın Erbakan’ın ve partisi SP’sinin yayın organı olduğu, gazetenin “Milli Görüş” çizgisinde olduğu bilinmekte. 28 Şubat süreci’nin 1 numaralı maduru Başbakanlığı devrilen Necmettin Erbakan olduğuna göre, Ergenekon davasının asıl temel ayağının da 28 Şubat olduğu düşünülürse; buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: “Milli Görüşçüler Ergenekon davasına inanmıyor…” Yukarıda yaptığımız hatırlatmadan anlaşılacağa üzere Erhan Göksel’in Ergenekon iddianamesinde hem adı geçiyor, hem de 4 gün gözaltı süresi yaşadı. Ayrıca kendisini, 3 Temmuz’da konuştuğu Afyon Konferansı’nda, 3. İddianame’ye kendisinin mutlaka eklenmeye çalışılacağına emin olduğunu söylemişti. Milli Görüşçüler neden Ergenekon’dan gözaltına alınan birisiyle bir gün öncesinden manşetten, duyurusunu yapıp, bugün de manşetten verip, 2. Sayfada tam sayfa geniş bir röportaja yer versinler ki? İlgili Link İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Temmuz 2009 )
|
|
|
EKİMDE KRİZİN 2. DİP DALGASI GELİYOR! |
|

ERHAN GÖKSEL’in AÇIKLAMALARINDAN YOLA ÇIKARAK 14 Temmuz 2009’da TURKTIME’ın YAPTIĞI HABER Krizdeki 2. dip dalgasının Ekim'de geleceğini söyleyen Göksel, bu krizin siyasete etkilerini, Çin'deki Uygur Müslüman katliamının perdesi arkasını, ABD'nin krizden çıkış reçetesini, AKP hükümetinin geleceğini ve Saadet Partisi'nin yapılacak ilk seçimde nasıl bir sonuç alacağını Milli Gazete'ye değerlendirdi. İşte Göksel'in röportajından çarpıcı detaylar... Somut veriler var mı? Birincisi, ABD'nin 787 milyar dolarlık paketi, yeterli desteği sağlayamadı. İkincisi; ABD, krizi dünyaya fatura etmek için 1 trilyon 362milyar dolar bastı. Bu, dolara olan güveni sarstı. Ve dolar, euro karşısında çok ciddi şekilde devalüe oldu. Üçüncüsü, ABD'de işsizlik rakamları. Sadece geçen ay, 467 bin kişi yeni işsiz kaldı. İşsizlik, ABD tarihinin 1929'dan bu yana, en büyük rakamına ulaştı. Daha da büyüyor. ABD, bu krizin bütün maliyetini, 3. dünya ülkeleri ile ABD dışındaki kapitalist ülkelerin üzerine yıkmayı hedefliyor. Beni böyle düşündüren, ABD'de son 5 ay içinde tam 52 bankanın kapanmasıdır.
Ama piyasalar sizin söylediğiniz gibi algılamıyor. Dip göründü. Artık çıkış başladı gibi yorumlar yapılıyor? Onu bizim medya söylüyor. ABD, birkaç gün önce 2. paketi tartışmaya açtı. Son G-8 toplantısında, ekonomi hala tehlikede önlemlere devam edilmedi denildi. Türkiye'de borsa hala ciddi şekilde manipüle ediliyor. Mesela Mark Mobius, 'Biz Türkiye'den hisse almaya devam edeceğiz' diyor. Ama hemen arkasından ilginç bir şekilde, sessizce 3 milyar dolarlık varlığını 1 milyar dolara indirmiş. Son 5 aydır sürekli el altında satmış. Uzakdoğu Asya'da, Rusya'da ve diğer ülkelerdeki gelişmelere bakın. DTÖ Başkanı Paskal Lamy, 'Daha kötüsü geliyor' dedi G-8 zirvesi öncesi. Bütün bu gelişmeler beni doğruluyor.
Nasıl? Bankalar kâr ediyor açıklamalarına biz inanmıyoruz. Bankaları, işte gelen bu sıcak para kurtardı. Bankaların bilançoları kesin olarak makyajlıdır. Sanayi yüzde 20, finans piyasası yüzde 30 küçülecek, borsa yarıya inecek ancak bankalar kâr edecek? Bu nasıl iş? Bir de üstelik bankaları kâr ettiren şey, devlete sattıkları kâğıt. Onun da faizleri de düştü. Çıksın bir bankacı, nasıl kâr ediyorlar, açıklasın lütfen. Türkiye, dünyada oluşacak 2. kriz dalgasından büyük yara alacaktır. Çünkü Türkiye'nin en büyük partneri Avrupa'dır. Ürettiği malın yüzde 50'sini Avrupa'ya satıyor. Avrupa da ürettiği malın yüzde 58'ini ABD'ye satıyor. ABD'li almazsa, Avrupa ayakta duramaz. Dolayısıyla bu krizin ilk büyük dalgası, Avrupa'yı vuracaktır. İkinci dalgası da Avrupa yüzünden, bizi vuracaktır.
Bu yeni kriz dalgası Türkiye'yi ne zaman etkiler? 1929 krizini iyi bilen bir insan olarak söylüyorum. Ekim'de başlayan kriz, asıl pik noktasına, birinci dalgasına 1930'un Ocak sonunda oluştu. 1931 yılının Kasım'ında ikinci dalga ile dibi göründü. İşte bu nedenle ikinci dalga Türkiye'ye bu kış başında gelir. Çünkü bütün ulusal ve uluslar arası veriler bunu gösteriyor.
Devamını Okumak İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Temmuz 2009 )
|
|
|
ABD'NİN KRİZDEN ÇIKIŞ PLANI: SAVAŞ |
|

İKİNCİ DİP DALGA EKİM’DE ERHAN GÖKSEL’in 14 Temmuz 2009’da MİLLİ GAZETE’de YAYINLANAN EBUBEKİR GÜLÜM ile YAPTIĞI RÖPORTAJ VERSO Araştırma Şirketi Sahibi ve Analist Erhan Göksel, ekonomik krizde yakalaşan 2. dip dalgasını ve siyasete etkisini anlattı.
Küresel ekonomik krizi aylar öncesinden haber veren VERSO Araştırma Şirketi Sahibi ve Analist Erhan Göksel, ekonomik krizle ilgini yeni öngörülerini, Türkiye ve dünyanın nereye sürüklendiğini gazetemize anlattı. Krizdeki 2. dip dalgasının Ekim'de geleceğini söyleyen Göksel, bu krizin siyasete etkilerini, Çin'deki Uygur Müslüman katliamının perdesi arkasını, ABD'nin krizden çıkış reçetesini, AKP hükümetinin geleceğini ve Saadet Partisi'nin yapılacak ilk seçimde nasıl bir sonuç alacağını Milli Gazete'ye değerlendirdi. İşte Göksel'in röportajından çarpıcı detaylar... Ekonomik krizi çok önceden gördünüz. Yeni bir dip dalgası geliyor diyorsunuz. Ne zaman geliyor? Şu an kriz hangi noktada? Ekim ayında dünyada ikinci bir kriz dalgası, dip dalgası geliyor. Neden? ABD'deki bütün iktisadi veriler, ikinci bir dip dalgasının geldiğini gösteriyor.
Somut veriler var mı?
Birincisi, ABD'nin 787 milyar dolarlık paketi, yeterli desteği sağlayamadı. İkincisi; ABD, krizi dünyaya fatura etmek için 1 trilyon 362 milyar dolar bastı. Bu, dolara olan güveni sarstı. Ve dolar, euro karşısında çok ciddi şekilde devalüe oldu. Üçüncüsü, ABD'de işsizlik rakamları. Sadece geçen ay, 467 bin kişi yeni işsiz kaldı. İşsizlik, ABD tarihinin 1929'dan bu yana, en büyük rakamına ulaştı. Daha da büyüyor. ABD, bu krizin bütün maliyetini, 3. dünya ülkeleri ile ABD dışındaki kapitalist ülkelerin üzerine yıkmayı hedefliyor. Beni böyle düşündüren, ABD'de son 5 ay içinde tam 52 bankanın kapanmasıdır.
Halka yansıması nasıl?
ABD'deki insanlar panik içinde. 29 krizini yaşadıkları için insanlar tasarrufa yöneldi. Artık tüketmiyor. İnsanlar, bugün Newyork'ta kazak yamıyor. Burada tehlikeli bir şey var. Eğer ABD bu yolda yürümeye devam ederse, devletin gelirlerini ciddi bir şekilde zafiyete uğratacağı için dolara olan güveni sarsılır. Doların değer kaybı hızlanır. İkincisi, dünyanın tek rezerv parası olan dolar da ABD'nin bu imkânı ortadan kalkar. Nitekim G-8 toplantısında Çin'in önerisi üzerine, böyle bir konu gündeme gelecekti. Ancak Çin'deki olaylardan dolayı Hu Cintao katılmadığı için askıya alındı. Yani Çin ile ilgili son gelişmeler rastlantı değil.
ABD yönetiminin planı ne size göre?
Evet. Obama yönetiminin Afganistan, Pakistan, Çin ve İran ile ilgili bir senaryo hazırlığı içindeler. Ekonomideki çöküşü siyasal olarak destekleyerek, ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyorlar. ABD'yi bu krizden ülkenin askeri teknolojik üretimi çıkarır. Bunun için de, tekrar Çin'den Türkiye'ye kadar olan coğrafyada çok sayıda sıcak ortam oluşturmak için düğmeye bastılar.
Ama piyasalar sizin söylediğiniz gibi algılamıyor. Dip göründü. Artık çıkış başladı gibi yorumlar yapılıyor?
Onu bizim medya söylüyor. ABD, birkaç gün önce 2. paketi tartışmaya açtı. Son G-8 toplantısında, ekonomi hala tehlikede önlemlere devam edilmedi denildi. Türkiye'de borsa hala ciddi şekilde manipüle ediliyor. Mesela Mark Mobius, 'Biz Türkiye'den hisse almaya devam edeceğiz' diyor. Ama hemen arkasından ilginç bir şekilde, sessizce 3 milyar dolarlık varlığını 1 milyar dolara indirmiş. Son 5 aydır sürekli el altında satmış. Uzakdoğu Asya'da, Rusya'da ve diğer ülkelerdeki gelişmelere bakın. DTÖ Başkanı Paskal Lamy, 'Daha kötüsü geliyor' dedi G-8 zirvesi öncesi. Bütün bu gelişmeler beni doğruluyor.
Peki, daha kötüsü ne olabilir?
Daha kötüsü; bütün bunların sonucu savaş demektir. ABD, ekonomiyi düzeltmek için savaşın kaçınılmaz hale geldiği noktadadır.
Afganistan, Pakistan, Çin'deki gelişmelerin ekonomik krizle bağlantısı mı var yani?
Hem de çok ciddi. Çok net bir şekilde ABD bu coğrafyayı dizayn etmek istiyor. Çünkü enerji kaynakları, Çin ile Türkiye arasında. Ve bu bölgeye, merkez diyor. Dizayn ederken bizim gibi ülkelere de rol biçiyor. Bir kere Pakistan'da Pencap yönetimi Taliban'a geçti. Obama, Afganistan'da saldırı başlattı. Obama, seçimlere kadar İran'la ilgili yumuşak bir politika izledi. Ama seçimden sonra 15 gündür çok sert bir şekilde İran'ın aleyhine döndüler. Çünkü İran'da yapmaya çalıştıkları turuncu devrim başarısız oldu. Şimdi geriye İran'ı aynen Irak gibi silah zoruyla yıkmak kaldı. Eğer İran'a bir müdahale olursa bu coğrafya yanar. Yine Pakistan darbenin eşiğinde. Niye? Çünkü Pakistan'daki nükleer silahların; güçlenen Talibanın eline geçmesi tehlikesini önlemek istiyor.
Hükümet ısrarla, şu ana kadar krizden en az etkilenen ülke olduğunu söylüyor. Yeni dalga Türkiye'yi nasıl etkileyecek?
Hükümetin hiçbir ciddi önlemi yok. Sanayi, 13,6 küçüldü. Son 5 ayın sanayideki ortalama küçülmesi yüzde 20,4. Dünyadaki en ağır küçülme. Bizi yanıltan şey, kayıtdışı sisteme giren çok miktardaki sıcak para. Bizim hesaplarımıza göre, 13 milyar dolar var. Bu para Türkiye'de bir finans krizi olmasının önünü kesti.
Nasıl?
Bankalar kâr ediyor açıklamalarına biz inanmıyoruz. Bankaları, işte gelen bu sıcak para kurtardı. Bankaların bilançoları kesin olarak makyajlıdır. Sanayi yüzde 20, finans piyasası yüzde 30 küçülecek, borsa yarıya inecek ancak bankalar kâr edecek? Bu nasıl iş? Bir de üstelik bankaları kâr ettiren şey, devlete sattıkları kâğıt. Onun da faizleri de düştü. Çıksın bir bankacı, nasıl kâr ediyorlar, açıklasın lütfen. Türkiye, dünyada oluşacak 2. kriz dalgasından büyük yara alacaktır. Çünkü Türkiye'nin en büyük partneri Avrupa'dır. Ürettiği malın yüzde 50'sini Avrupa'ya satıyor. Avrupa da ürettiği malın yüzde 58'ini ABD'ye satıyor. ABD'li almazsa, Avrupa ayakta duramaz. Dolayısıyla bu krizin ilk büyük dalgası, Avrupa'yı vuracaktır. İkinci dalgası da Avrupa yüzünden, bizi vuracaktır.
Bu yeni kriz dalgası Türkiye'yi ne zaman etkiler? 1929 krizini iyi bilen bir insan olarak söylüyorum. Ekim'de başlayan kriz, asıl pik noktasına, birinci dalgasına 1930'un Ocak sonunda oluştu. 1931 yılının Kasım'ında ikinci dalga ile dibi göründü. İşte bu nedenle ikinci dalga Türkiye'ye bu kış başında gelir. Çünkü bütün ulusal ve uluslar arası veriler bunu gösteriyor.
Bu krizden çıkış ve toparlanma ne zaman olur? Öngörünüz var mı?
Çok net söyleyeyim. Bu ikinci dalga sonrası; aşağı doğru bir zik zak dalga olacak. Ayrıca dibe vurduktan sonra, bir L harfi gibi, Türkiye 5-6 sene kendisini çok küçük büyümelerle ve uzunca yıllar toparlanamadan götürecek. Tekrar V harfi gibi bir çıkışı kimse beklemesin. Bu dünyada da olmayacak. O çok net gözüküyor. Bunu görmek için, iktisatçı olmaya da gerek yok. Ama Türk milleti, rakamlarla manipüle ediliyor. Örneğin biz yüzde 13,8 küçüldük diyorlar. Çok ayıptır. Çünkü dünyada büyüme rakamları, dolara endekslidir. Dolarla hesaplanır. Neden böyle yaptılar? Geçen senenin ilk üç ayında dolar 1.2 TL idi. Dolar şimdi 1.55 TL. Dolar bazında baktığınızda Türkiye yüzde 29 küçülmüştür. Bunlar, rakamlarla çarpıtılıyor.
Şubat-Mart'ta erken seçim geliyor
Bu krizin erken seçimi gündeme getireceğini söylüyorsunuz? Neden?
Dünyadaki bütün ekonomik çalkantılar, siyasi yapılardaki çalkantıyı beraberinde getirir. Bu çok evrensel bir kuraldır. Türkiye bu kadar ağır bir ikinci büyük kriz dalgasına yakalanırsa, inşallah söylediklerim çıkmaz, o zaman iktidar ciddi yara alır. Bu şu demektir: Eğer AKP 2011 seçimine kadar beklerse, bunun siyasi sonucu yüzde 20 oy bile alamaz. Tayyip Erdoğan, çok iyi bir siyasetçidir. Bilgisi azdır. Ama siyasi refleksleri ve zekâsı çok olan bir insandır. Son baharda bu krizi gördüğünde, en hızlı bir şekilde seçime giderek yüzde 35 oy alıp, yine iktidarını korumaya çalışacaktır. Artı Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı konusunda kararlı olduğu bana göre açıktır. Onu iyi tanıyan ve siyaseti iyi izleyen birisi olarak söylüyorum. Cumhurbaşkanı olabilmesi de, parlamentoda çoğunluğu elde tutmasından geçiyor. Yüzde 35'i yakalayacağı bir zemin ancak şimdilerde mümkün. Bu nedenle; krizi daha da artıracak bir şey yapabilir. Tıpkı 2007'de yaptığı gibi tarımı pompalayarak ve seçim yatırımlarını artırarak, önümüzdeki Şubat-Mart'ta seçimi yapabilir. Tabi bu onun tercihi. Yapmazsa ne olur? Onu net söyleyeyim. 2011'de, yüzde 20 oy alamaz. Ama Mart'ta seçim yaparsa, birinci olmada favoridir. Yani seçim kaçınılmazdır. Tayyip Bey'in reflekslerini bildiğim için, bu hatayı yapmayacağını düşünüyorum. AKP'nin başında şimdi yeni bir sorun var.
Nedir o sorun?
Saadet Partisi. Ve her geçen gün büyüyor. Çünkü AKP dürüstlük konusunda, özellikle Deniz Feneriyle, tabanında ve mütedeyyin insanlarda büyük bir kuşku oluşturdu. Deniz Feneri ve Zahit Akman'ın durumu açıkça ortaya çıktığı halde, Tayyip Bey'in inanılmaz bir şekilde savunması, AKP ile ilgili şaibe kuşkularını tıpkı ANAP dönemindeki gibi artırdı.?İsmini vermeyeceğim. AKP'nin lider kadrosundan çok önemli bir dostum bana, AKP iyice ANAP'laştı. Bir bardak su ver diyorsun. Kaç lira vereceksiniz diye soruyorlar dedi.
AKP iyice ANAP'laştı
Ne demek, ANAP'laşma başladı?
AKP şimdi, Özal döneminin sonlarında olduğu gibi bir hanedan görüntüsü içine girdi. Tanıdığım AKP'li milletvekilleri ve oy verenlerin bana en çok sordukları şey ne biliyor musunuz? Tayyip Bey'in İstanbul'da yeni bir eve taşınması. Taşındığı villadaki beş tripleksinde kendisine ait olması. Yandaş medya bile bunu yazmak zorunda. Şimdi siz 2002 yılında çocuklarınızı bile okutamayacaksınız, çocukların parası yok diye mal beyanı vereceksiniz, arkadaşınız Remzi Gür okutacak. Sonra başbakan olacaksınız. Ve 5 tane tripleks villa. Hepsinin toplam fiyatı 5 milyon dolar eder herhalde.
Refah Partisi'nin yükselişini ilk siz görmüştünüz. Son dönemde yaptığınız araştırma ve izlenimleriniz, Saadet Partisi için neyi gösteriyor?
Şu anda kamuoyunda; AKP'nin alternatifi, geniş yelpazede yok gözüküyor. Ne Demokrat Parti ne ANAP, hele Meclis'teki CHP ve MHP, AKP'nin karşısında gözükmüyor. Fakat AKP'yi çok rahatsız eden bir durum var; Saadet Partisi'nin özellikle teşkilatlarında anormal dinamizm. Saadet Partisi, bu seçimlerde düşük oy aldı. Ancak bunun en büyük nedeni, Başbakanın Davos'taki tavrıdır. Başbakan, İsrail konusunda her zaman ayağını sürüyordu. Milli unsurların, ülkeye sahip çıkan kesimin Çağlayan mitingi, AKP'nin uykularını kaçıran en büyük olay oldu. AKP'nin aldığı bu oy oranı; seçim döneminde yaşanan kutuplaşma nedeniyle CHP'nin kazanmasına karşı olan milli kesimlerin 'oylar bölünmesin' diye oy vermesi yatıyor. Bu saatten sonra Saadet Partisi'nin oyları çok ciddi şekilde artmıştır. Nitekim bir başarı söyleyeyim. Çeşitli nedenlerle Haziran'da 30 ilçe ve beldede seçim yenilendi. Bu seçimlerde, AKP oylarını 4 puan artırdı. Bu doğaldır. Ara seçimde iktidara oy verilir. Fakat seçimde ikinci MHP, ama bir puan eksiğiyle Saadet Partisi yüzde 14 oyla üçüncü çıkmıştır.
Saadet'in Meclis'e gireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın
Yapılacak ilk seçimde Saadet Partisi, Meclise girer mi? Veya ne oy alır?
Saadet Partisi'nin bundan sonraki ilk seçimde, barajı rahatlıkla aşıp Meclis'e gireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Buradaki kritik şey, barajı aşma meselesi değildir. Saadet Partisi'nin AKP'nin toplumsal tabanını ikame edip edemeyeceği meselesidir. Bu da, Saadet'in açılımlarına bağlıdır. Sayın Erbakan'ın şu anda yaşayan siyasiler içinde en büyük deneyim ve birikimi olan insan olduğunu düşünüyorum. Geçmişte çok eleştirdiğim, göremediğim yanlarını, yıllar sonra gördüm. Milli Görüş'ün Lideri Sayın Erbakan ve birlikte mücadele ettikleri dava arkadaşları çok doğru bir karar verdiler. Numan Kurtulmuş'un önünü açtılar ve Genel Başkanlığa gelmesini sağladılar. Numan Bey genç ve birikimli insan. Ancak Saadet Partisi'nin başarılı olabilmesi; AKP ile yarışıyor olmaktan öte iktidar olabilmesinin en temel gerekçelerinden biri; topluma, Türkiye'nin ABD ve İsrail politikalarına karşı çıkmasının farkını iyi anlatabilmesi, yaşanan bu ekonomik krizden çıkışın çok zor olacağını, çözüm olarak bir siyasi ve ekonomik programı hazırlayıp, sunabilmesine bağlıdır. Bunu sunabilecek en iyi ve deneyimli kadroların Saadet'te olduğunu görüyorum. Türkiye Özal'ın ölümünden sonra ağır ağır IMF'nin kucağına düştü. Ve IMF sürecinde bugüne kadar geldik. Bu süre içinde, ekonomi sadece bir kere iyi yönetildi. O da Erbakan'ın Refahyol dönemidir. Geçmişte bunu anlayamamıştım ama, üzerinden 10 yıl geçtikten sonra, bunu çok net görüyorum. Türk halkının, Türk müesses nizamının Refahyol dönemindeki ekonomi politikalarından dolayı, Erbakan'a özür borcu vardır. Ona karşı çıkma hatası yaptıkları için.
Çin'deki katliamın asıl gerekçesi
Çin'de Müslüman Uygurlara yönelik katliam ve vahşeti, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şurası yanlış anlaşılmasın. Çin'in Urumçi'de Uygur Türklerine karşı, soykırıma varan insanlık dışı bir müdahale yaptığına hiç kuşku yok. İnsanların hepsi, kafalarından vurulmuş. Fakat, bütün bunlardaki tahrik unsuruna bakmak lazım. Ayrıca ben, bir olay bittiğinde, bu olayın sonucunun kime yaradığına bakarım. Bu olayların sonucu, G-8 zirvesine, küresel para olan doları değiştirelim diyen Çin Devlet Başkanı Hu Cintao gidememiştir. Ve teklifi, rafa kalkmıştır. Dünya, Çin- ABD kamplaşmasına gidiyordu. Yeni bir Yalta'da paylaşacaklar diyorduk. Ve şu anda dünya paylaşılmış gibi gözüküyor. Çünkü Afrika'nın önemli bir kısmı Çin'e, Türkî cumhuriyetler ve Ortadoğu ise ABD'ye bırakıldı.
Hükümetin Çin'e yönelik tepkisi çok zayıf kaldı. Sizce neden?
Neden one minute diyemediler? Çünkü ekonomi dökülüyor. Abdullah Gül, gittikten sonra bu olayların olması rastlantı mı? Gül'ün gitmesini kullanan birileri mi oldu onun arkasından? Çin'in 2 milyar dolarlık yatırımının Türkiye için, çok büyük önemi var. Hükümet, bu 2 milyar dolarlık dövizin neması yüzünden ağzını açamamaktadır.
İlgili Link İçin Tıklayınız...  |
|
Son Güncelleme ( Salı, 14 Temmuz 2009 )
|
|
|